Harika Ören Yazdı
Saatler tik tak işlerken, zaman dakikalar içinden akarak günlere, gecelere, haftalara, aylara ve yıllara dönüşür. Derken mevsimler birbiri ardına akar gider. Varsın akıp gitsin zaman önemli olan onu nasıl geçirdiğimizdir.
Ve tam da burada geçmiş zaman kulağıma fısıldıyor; Salvador Dali’nin unutulmaz Sürrealist çalışmalarından birini, masanın üzerinden yumuşayarak aşağıya akmakta olan saati betimlediği tablosunu hatırlıyorum. 1931’in sıcak Ağustos günlerinden birinde yemek masasında çalışmaya başlamışken yumuşayıp, eriyen bir teker Camembert peynirine gözü takılıyor. İşte Katalan Mirası’nın önemli bir göstergesi olan bu çalışma ‘Belleğin Azmi’ Dali’nin en çok hatırlanan Sürrealist çalışmalarından biri olarak Sanat Tarihine mal oluyor.
Zaman hep ölçülmek istenmiş. Güneş saatleriyle başlayan çalışmalar günümüzde akıllı saatlere kadar uzanmış. Saat Kuleleri neredeyse dünyanın her yerinde şehirlerin amblemi olmuş. Ama içlerinde bir tanesi var ki bulunduğu şehrin tam kalbinde yer alıyor. Bu özel astrolojik bir saat. Prag’da Eski Şehir Meydanı’nda her saat başı insanlar önünde toplanıyor. Çanların çalmasıyla birlikte saat kulesinde bulunan iki pencere açılarak İsa’nın 12 havarisine yol veriyor. Arkalarından bir horoz ötüyor ve 20 saniye süren bu anlık geçidi izlemek için binlerce turist Prag’a geliyor.
Ve geçmiş zaman kulağıma fısıldıyor; ‘’Bu ünlü saati 1410 yılında saat ustası Mikulas’la Prag Karl Üniversitesi Matematik ve Astronomi profesörü Jan Ondrejuv’un inşa ettiğini v e bu saatle insanlara bir mesaj iletmek istediklerini anlatmalısın’’ diyor.
Jan Rule ya da Mistr Hanu ve asistanı Jakup Aech, 15. Yy sonlarında saati yeniden tasarlıyor, astronomik saati elden geçirerek üzerinde çalışıyorlar. Güneşin, Dünyanın ve ayın konumlarını gösteren saatin dış tarafında İbranice rakamlar, etrafında dört kukla bulunuyor. Biri elindeki ayna ile kendine seyretmekte, kendini beğenmektedir. Diğeri elinde sıkı sıkıya bir torba altın tutmaktadır, cimridir. Sonraki bir iskelettir, yaşamdan vazgeçmiştir. Sonuncu figür ise elindeki müzik aletiyle sefahat içindedir.
Yerel halkın kendi dilinde ‘’Orloj’’ dediği dünyanın çalışan en eski saati, Mistr Hanuş’un saati insanlara figürleriyle ‘’Kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz olmayın, sefahate düşmeyin mesajı veriyor. Saat 14. Yüzyıldan beridir insanlara adalet, bilim, eğitim, astronomi yolunuz olsun diyerek zamanda akıyor.
1956 yılları itibariyle 3 sene Prag’da yaşayan Nazım Hikmet Prag Meydanı’nda hasretini dizelere döküyor. ‘’Şair memleketten uzak/ hasretten delik deşik/Eski Kent’te duruyordu/Meydanlıkta yapayalnız/Gotik duvar üstünde/Hanuş ustanın saati/On ikiyi vuruyordu/Ve çanları çalan ölüm/Ve yukarda öttü horoz/Şair memleketten uzak/Hasretten delik deşik/Etrafına Dalgın Baktı’’
Ve geçmiş kulağıma fısıldıyor; ‘’Konunun trajik kısmını anlatmayı unutma’’ diyor. En eski üçüncü astronomik saat, Mistr Hanuş’un saati kendisine büyük bir ün kazandırıyor. Diğer ülkelerden teklif üstüne teklif alıyor. Kral bu durumdan son derece rahatsız oluyor. Neden mi? Bu özel saat kulesi sadece kendi ülkesinde olsun istiyor. O ehil ustanın gözlerine mil çektiriyor.
Mistr Hanuş, yıkılıyor. İş göremez oluyor. Bu duruma dayanamıyor. Saatin mekanizmasına bağladığı ipe kendini asıyor. ‘’Ben yoksam saatte yok’’ mesajını vererek, ölüme gidiyor. Mekanizma bozuluyor ve saat 50 yıl boyunca tamir edilemiyor. Ustaların denemeleri sonuçsuz kalıyor. Kral da saatin bir daha çalıştığını göremeden ölüyor.
Jan Toborsk ve Klokotske Hory 1552 yılında saati onarıp tekrar çalıştırıyorlar. Zaman akıp giderken Mistr Hanuş’un saati O’nun hüzünlü hikayesini bugüne kadar taşıyor ve taşımaya devam edecek.
Zaman bazen işte böyle geçmişi fısıldıyor.









