Ana SayfaEtkinliklerKöşe YazısıATATÜRK’ÜN TÜRKLÜĞÜ

ATATÜRK’ÜN TÜRKLÜĞÜ

Prof. Dr. İbrahim Öztek Yazdı

Mustafa Kemal Atatürk’ün baba tarafından soyu, Kızıl Oğuzlara dayanır. Kızıl Oğuzlar veya Kızıl Oğuz Türkmenleri, Kızıl Kocalılar Yörükleri olarak da adlandırılır. Kızıl Oğuzlar, Selçuklu devletinin kuruluşunda bulunmuş ve Malazgirt savaşında yer almışlardır. 

1136 yılında Hazar’ın güneyinde Azerbaycan Selçuklu Atabeyliği olan İldenizliler devletinin de kuruluşunda bulunmuşlar, ardından Anadolu’nun Türkleşmesinde de büyük hizmetleri olmuştur. Önce Erzincan ve Ankara çevrelerine sonra da Karaman bölgesine yerleşmişler, 1443’ten itibaren Rumeli’nde Manastır vilayetinin Debre-i balâ sancağına bağlı bugünkü Makedonya Cumhuriyeti’nde Arnavutluk sınırına yakın olan Kocacık’a yerleşmişlerdir. 

Atatürk’ün dedesi Kızıl Hafız Ahmet fendi ve dedesinin kardeşi Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi, aileca 1830’larda Selanik’e göç etmiş; Atatürk’ün babası Ali Rıza efendi de 1839 yılında Selanik’te dünyaya gelmiştir.

Ali Rıza Efendi, Selanik’te vakıflar idaresinde ve gümrükte memurluk yaptı. 1876-1877 yıllarında Selanik’teki “Asakir-i milliye taburu”nda üsteğmen rütbesiyle görev yaptı. Sonra ticaretle ilgilendi. 

Mujstafa Kemal 9-10 yaşlarındayken 1889 yılında babasını kaybetti. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün anne soyu da, Konya Karaman’dan gelerek Kelanik ile Manastır’ın arasında bulunan Vodina sancağı’na bağlı “Sarıgöl” denilen “Kayarlar” nahiyesine, sonra da Selanik’e yerleştiler. Aile, “Konyarlar” olarak bilinmekle beraber Yürük, Türkmenlerindendir. Fatih zamanında Karamandan Rumeliye iskan edilmişlerdir. 

Dedesi Feyzullah efendi’nin lakabı “Sofu-zade”dir. (aileye Sofular da denir) çiftçilikle uğraşmaktadırlar. 

Görülüyor ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün hem baba, hem de anne tarafından soyu, Rumeli’nin Türkleştirilmesi ve Müslümanlaştırılması için Anadolu’dan göçürülerek, iskan edilen “Yörükler” (Yürük) veya “Türkmenler”dir. 

Bunlar konar göçer Türk unsurları olduğu için bunlara Atatürk’ün tabiri ile “Yürüyen Türkler” de denir. bunlar Evlad-ı Fatihan’dır
Atatürk ilk okulu Şemsi Efendi mektebi’nde, orta okulu ise Selanik Askeri Rüştiyesi’nde bitirdi. Bu okulda, son derece zeki ve çalışkan olması nedeni ile matematik öğretmeni Yüzbaşı Üsküplü Mustafa Sabri Bey ona “mükemmellik, olgunluk” anlanına gelen Kemal ismini verdi. 

Liseyi kuzey Makedonya’da Manastır Askerî İdadisinde okudu. (1895-1899). Liseyi ikincilikle bitirdi. bugün okulu Atatürk müzesidir. 

Mustafa Kemal, lisede şiir ve edebiyat meraklısı Ömer Naci ile tanıştı.Onun etkisi ile birkaç arkadaşı ile edebiyat ve şiire merak saldılar. Bu arada Namık kemal ve Mehmet Emin Yurdakul’u okuyorlar, onların vatan ve Türklük fikirlerini de benimsiyorlardı Ömer. Naci, sınıfta Mustafa Kemal’e okuması için bir şiir verdi. 

Şiir Mehmet Emin Yurdakul’un “Ben bir Türk’üm dinim cinsim uludur. Sinem özüm ateş ile doludur” diye başlıyordu. Bu şiirle bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum.” çünkü o güne kadar hepimiz Osmanlıydık. Şimdi Türk olduğumuzu öğreniyorduk. Sonra birçoğumuz gerçek tarihimizi ve kimliğimizi aramaya başladık. 

Fakat ben asıl Türklük ve milli duygularımı, orduya katıldığım ilk günlerde, Suriye’de Kurmay Yüzbaşı olarak görev yaptığım birliğimde, bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında ve kuvvetle duydum. 

“Burada Arap askerlerine Türk çavuşlar eğitim yaptırıyorlardı. Türkçeyi pek beceremeyen bu askerler yanlışlıklar yapınca eğitim çavuşları ister istemez kızıyordu. Bölükte Makedonya Türklerinden alaylı bir Yüzbaşı vardı. Bu Yüzbaşı, acemi Arap askerlere bağıran çavuşlardan birini bizim de bulunduğumuz bölük odasına çağırdı. Çavuş Anadolu’nun yağız delikanlılarındandı. Yüzbaşı onu ulusal onurunu ağır şekilde hançerleyerek, Sen nasıl olur da, Kavmi Necibî (Arab’a mensup), Peygamber efendimizin mübarek soyundan olan bu çocuklara sert davranır, ağır söz söyler, onların kalbini kırarsın! kendini bil, sen onların ayağına su bile dökmeye layık değilsin…” Yüzbaşı hakaretlerini artırıyor ve giderek asabileşiyordu. 

Ben dikkatle çavuşun yüz ifadesini izliyordum. Başlangıçta bir babaya duyulan saygı içindeydi. Çok içlenmişti göz yaşları bıyıklarında düğümlenmişti. 

Daha fazla dayanamadım. – “yüzbaşı efendi susunuz!” diye bağırdım, birden şaşırdı, anlaşılan bizden onay bekliyordu.  – “Yoksa fena bir şey mi söyledim?”

– Evet, çok fena hareket ettiniz, buna hakkınız yok, bu erlerin bağlı bulunduğu Arap kavmi birçok bakımdan necip olabilir, fakat senin de benim de ve çavuşun da mensup olduğumuz kavmin de büyük ve asil bir millet olduğu asla inkar edilemez bir gerçektir. 

Yüzbaşı başını önüne eğdi, utanmıştı.

Ondan sonra Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman, zamanın aydınları gibi Osmanlılığın telkin ettiği başka ulusları öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusuna kaptırmadım”. 

Artık bu yanlış görüşe son vermek, Türklüğümüzü bütün asalet ve necabeti ile tanımak ve tanıtmak gerekmektedir dedim ve o andan beri inandığım bu gerçeğe bütün Türklerin inanmasını, bununla övünüp kendine güvenmesini ülkü bildim.” 

Sonra Atatürk şöyle diyecektir; “benim bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tır”. Kahramanlık sembolü olarak da kandisine Gazi Osman Paşa’yı rehber seçmişti. Çünkü o, Plevne’de milli ruhun doğmasını sağlamıştı.

1915’in son aylarında bir destan sonrası düşman Çanakkale’den kaçıyordu. 29 Ekim 1915 günlü Tasvîr-i Efkâr gazetesinin kapağı şu başlıkla yayınlanıyordu; “Boğazları ve Makam-ı Hilafeti kurtaran komutanlarımız”. Solda Çanakkale deniz savaşlarımızın mimarı Cevat Çobanlı Paşa, sağda kara savaşlarının mimarı doğuştan Bahadır Albay Mustafa Kemal. 

O, şöyle diyordu: 

-Benim hayatta yegâne övüncüm, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
-Bana, insanlar üstünde bir doğuş yöneltmeğe kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük, Türk olarak dünyaya gelmemdir. 

-Türk milleti, tarihinle övün; çünkü senin ataların uygarlıklar kuran, devletler, imparatorluklar yaratan bir varlıktır. 

-Türklük benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. 

-Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kaabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. 

-Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
-Bir Türk, dünyaya bedeldir. 

-Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur
-Ne mutlu Türk’üm diyene! 

Tarih gibi 
Destan gibi Atatürk,
Kolay değil anlamak,
Ey Türk oğlu Türk,
Her Türk bir parça Atatürk,
İşin onu anlamak

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -
Google search engine

Popüler Yazılar

Recent Comments