Ahmet ÖZDEMİR Yazdı
23 Nisan 1920’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Büyük önderimiz Mustafa Kemal, Meclis Başkanlığına seçildi. Türk ulusunun tarihinde yeni bir dönem başladı. O gün için henüz adı konmamakla birlikte, Cumhuriyet kurulmuş, yüce Ata’nın deyişiyle “Egemenlik; kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi gerçekleşmişti.
Kuşkusuz bilirsiniz. Ama domuzluklarından bilmez modunda olanlara anımsatayım: Büyük Atamız, Kurtuluş yolunun aşamalarından olan, 19 Mayıs’ı “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak Türk gençliğine, 30 Ağustos’u, “Zafer Bayramı” olarak kahraman ordumuza, 29 Ekim’i “Cumhuriyet Bayramı” olarak Türk ulusuna ve 23 Nisan’ı da “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak çocuklara armağan etmişti. R. Gökalp Arkın, bugünü, çocuklara şöyle anlatmıştı:
“Sana armağan etti,
Ata bu güzel günü,
23 Nisan bugün,
Çocuk Bayramı günü.
Sevin, oyna, gez, dolaş,
Senin bayramın bugün.
Bayrağı sev arkadaş.
Dalgalandıkça öğün.”
23 Nisan’ı çocuklara anlatan eğitimcimiz Hasan Ali Yücel’in sözlere çocukluğumuzda dilimizden düşmezdi:
“23 Nisan…
Yurdu koruyan,
Yarını kuran,
Sen ol çocuğum.
Eskiyi unut,
Yeni yolu tut,
Türklüğe umut,
Sen ol çocuğum.
Bizi kurtaran,
Öndere inan,
Sözünü tutan,
Sen ol çocuğum.
Küçüksün bugün,
Yarın büyürsün
Her işte üstün
Sen ol çocuğum.
Çalışıp öğren,
Her şeyi bilen
Yurduna güven
Sen ol çocuğum.”
Atatürk’ün silah arkadaşı ve İkinci Cumhurbaşkanımız olan İsmet İnönü’nün dediği gibi, “Türkiye Cumhuriyeti çocukları, Atatürk çocukları, yüreklerinde güçlü, bileklerinde güçlü, anlayışlarında güçlü ve hep ileri giden bir güç kaynağı” olmuştur. Hep olacaktır.
Evet, 23 Nisan, bayram yapmaz olur mu hiç insan. Haydi bir şiir daha aktarayım. Hasan Latif Sarı Yüce’den olsun:
“Bu ne duru sabah ne temiz hava,
Geliyor her yandan Nisan kokusu.
Sevinçten deliye dönmüş her yuva,
Sarmış gönülleri vatan duygusu.
Gelincikler gibi al al bayraklar,
Evlerden sarkıyor, gökler de dolu.
Nabızlar pek hızlı, coşkun yürekler,
Sanki arslan bugün her Türk’ün oğlu!
Şu mini miniler tombul yanaklı,
Yerlerinde bile duramıyorlar.
Hepsinin elleri çifte bayraklı,
Gözlerinde şimşek şimşek sevgi var.
Yeniden oluyor her şey, yeniden,
Yanıyor Atatürk içimizde bak!
Atatürk, bu kara günü ak eden,
Atatürk; andımız, en kutlu sancak.
Eğlenin yavrular, gülün çocuklar.
Coşsun gönlünüzde Türklük duygusu.
Havanın bile bir coşkun hâli var,
Her yönden geliyor nisan kokusu.
Bu kadar mutluluğun arkasından burukluğumu yazmasam daha iyi. Ama en azından hâlâ sokaklarda yaşayan çocuklar sorununu çözemediğimizden, söz etmeden geçemedim. Ve binlerce kayıp, her türlü sömürüye, istismara maruz kalan göçmen, mülteci çocuklarından, Afganistan’da, Afrika’da Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta dünyanın dört bir yanında milyonlarca çocuğun gözyaşlarının seller gibi akmakta olduğunu da hatta aç, açıkta, hasta çocuklarımızı yazmayayım mı? Dilim yüreğim elvermese de Epstein adası vahşetlerini duymazdan mı geleyim
Ulu önderimiz Atatürk, Büyük Nutuk’ta o kişileri “Bedhah” olarak nitelemişti. Bu kelimeyi “kötü yürekli kişiler” diye tanımlayabiliriz. İşte o kötü yürekli kişiler çoğaldı. Behçet Kemal Çağlar’ın aşağıdaki şiiri mantar gibi biten “bedhah”ların olsun:
“Nasıl bayram etmez, sevinmez insan,
23 Nisan bu, 23 Nisan.
Türklük gerilemiş çaresiz kalmış,
Götürmüşken üç kıtaya şeref, şan.
Kalmış bir sultanın keyfine işler.
Nice yıllar olmuş Türkler perişan.
Gittikçe kuvvetsiz, çaresiz kalmış,
Dört yandan üstüne saldırmış düşman.
Milleti yüzüstü bırakıp kaçmış,
Canının derdine düşmüş de Sultan…
Ansızın işlerin başına geçmiş,
Milletin bağrından kopan kahraman…
Başlamış bir ölüm-dirim kavgası,
Sultana isyan bu, cihana isyan
Millet öyle büyük, baş öyle büyük,
Bakmış, parmağını ısırmış cihan…
Ana toprak için al bayrak için,
Tepe tepe gövde, dere dere kan…
Türk hak edince egemenliği,
Açılmış önünde bir şanlı meydan…
Kimsenin keyfine boyun eğmek yok,
Toplandığı tarih: 23 Nisan
Milletin adına Millet Meclisi,
Milletin isteği olsun her zaman…”
Çocuklar, yarının insanı, yurt ve geleceğin güveni, ana ve babanın her şeyi, tek amaç ve varlığı, hayatımızın en güzel eseri, doğanın yaşayan anıtı, ümidimiz, onurumuz, büyüyen direncimiz, sevgimizin, sevdiğimizin bağı, aile ocağımızın tüten sevinci, meyvelerimiz, dallarımız, yapraklarımız her şeyimiz…
Çocukluk günlerini hangimiz aramıyoruz ki? Unutulmuş gitmiş bir anı, ansızın, umulmadık bir zamanda şimşek gibi çakıveriyor. En acı olaylar bile şimdi tatlı bir anı olarak depreşiyor. Çocukluk günlerin özlemi ile yanıp tutuşuyorsunuz. Cevdet Kudret gibi:
“Ne oldu çocukluğum?
Köşelerinde nefes nefes koştuğum
Odalar?
Ortalarında tahta at koşturduğum
Geniş sofalar?
Sofalarda gizli yuvalarım, gizli yerlerim?
Hani benim kurşun askerlerim?
Bir oda içinde kurduğum şehir,
Geçtiğim nehir?
Hani benim hayallerim, emellerim,
Suya girince balık sandığım ellerim?
Bir leğende bir deniz gören ben,
Bir leğende Çin’e varan yelken?
Beni ufuklardan ufuklara götüren,
İçine binmeden bindiğim tren?.
…..”
Kaşgarlı Mahmut, “Tay, ay olunca at dinlenir, çocuk adam olunca ata dinlenir” demiş. Doğa, çocuğa adam olmadan önce çocuk olmayı buyurmuş. Onun için çocuğa verilecek en güzel şey zaman olsa gerek. Çünkü çocukların öğütten çok iyi örneğe gereksinimleri var. Ne yazık ki çocukluk denilen filmin geri sarılıp yeniden oynatılma şansı yok.
Çocuklar, yoksulların en büyük servetidir, diye bir halk deyimi var. Ama en güzel benzetme, “Çocuk cennetin anahtarıdır. Hiçbir kilit ona dayanmaz” özdeyişindedir.
Erich Kösner “İnsan torun sahibi olduktan sonra çocuklarını anlamaya başlar” diyor. Gerçekten öyle. Yalnızca çocuklarını anlamakla, bir takım şeyleri niçin gerektiği gibi yaşayamadığına hayıflanmakla kalmıyor, daha çok çocukluk günlerinin nostaljisine dalıyor. Bugün benim gibi nostalji ikliminde uvunanlar mutlulukla burukluğu birlikte yaşıyorlar:
Eğitimci, yazar, şair ve ressam Muallâ Tetik’de yaşadığımız baharın ilk günlerinde, kim bilir nerede, hangi zamanda yumuyor gözlerini, çocukluk günlerinin gökyüzüne kanat açıyor:
“….Gökyüzünü özlüyorum çocukluğumun
Engin denizlerin bitiminde ufuklar,
Mor dağların gölgesinde kaybolmuş
Çatılarla kaplanmış gri bulutlar.
Gökyüzünü özlüyorum çocukluğumun,
Uçurtmaları yükseklerde öbek öbek;
Tertemiz duygularda coşan yürekler,
Günün birinde mutluluğa erecek.”
Vehbi Cem Aşkun bugünü, çocukların diliyle şöyle anlatmıştı:
“Bağlıyız candan sana, / Ey büyük gün, baksana! / Bu aydınlık, bu güneş, / Senden doğru vatana. / Şu gözünle gördüğün, / Bu güzel ve şen düğün / Senindir hep senin ey, / Ey şerefli büyük gün. / Tarihlerde ünün var, / Bugün sana dünya dar, / Ey büyük ve şanlı gün, / Senindir bu şen düğün!…”
Evet önümüzdeki 23 Nisan’ın 106. yıl dönümünde ,bayram yapmaz olur mu hiç insan. Bizimle birlikte birçok devletin çocukları da bayram yapıyor. Türk konukseverliğini ve “Çocuk Bayramı”nı var eden Yüce Atamız’ı tanıyorlar.


