Harika Ören Yazdı
Benim Yaz mevsimim leyleklerin gelişiyle başlar, dönüşüyle biter. Dün durakta otobüs beklerken gördüm, kocaman leylek sürüsünü. Artçılar biraz daha aşağılarda arkadan gelenlere öncülük etmek için daireler çizerek beklerken, büyük sürü çok yükseklerde kanat çırpıp süzülerek bulutların arasında kayboldu.
Ah! Dedim. Bir yaz daha bitti. Eylülü bile beklemeden çekip gittiler.
Gazze’de insanlar ölüyor. Çocuklar, çocuklar acımasızca katlediliyor. Masa başında alınan kararlar, meclislerde kalkan ellerle, kaderimizi etkileyecek kararlar alınıyor. İklimler değişiyor. ‘’Susuz Yaz ‘’ filmi yakında bütün dünya da oynanacak.
İnsana değer verilmeyen, hayvana eziyet edilen, ormanların rant uğruna yakıldığı bir dünya da yaşamak içimi acıtıyor.
Kadınlar en yakınları tarafından katledilirken, suç dosyaları taşmış erkekler dışarı salınıveriyor.
Ülkem insanı ‘’Hak, hukuk, adalet!’’ çığlıklarıyla meydanlarda bağırıyor.
Dünyayı yönetenler üç maymunu oynuyor.
Ama bilmiyorlar ki hiçbir şey sonsuza kadar devam etmez. Her zaman devran dönmüştür.
Ve bütün bu olumsuzluklara rağmen, insanlık içinde bulunduğu günü yaşıyor. Mecbur… Para kazanılacak, aile doyurulacak. Tatile gidilecek. Okul masrafları kapıda. Kazançlar, harcamalara yetmez oldu. Suratlar asık, geleceğe kaygıyla bakarken, süregelen depremlerle yüreğimiz hoplayarak yaşıyoruz.
Bu yıl da yazı bitirdik. Eylülün gelişiyle 1 Eylül Dünya Barış Günü mesajları yayınlandı. Barış temalı mitingler yapıldı. İnsanlık savaş istemediğini, barış içinde yaşamak istediğini bir kez daha ortaya koydu. İnsanların yüreğinde barış güvercinleri pır pır uçarken; ne yazık ki bazı devlet yöneticileri savaşla, insanların ölümüyle ve savaş ekonomisiyle beslenmeye devam ediyorlar.
Beyaz barış güvercinleri uçuruluyor ama gözler, kulaklar tıkalı savaşlar devam ediyor.
Türkiye’de ilk güvercini Taksim Mitinginde Başbakan Bülent Ecevit uçurmuştu diye hatırlıyorum. ‘’Barış Güvercini’’ özgürlüğü simgeler. Eşit haklarla, barış içinde yaşamanın özgür kanatların temsilidir. Nuh Tufanı’nın bitişini simgeleyen, ağzında taze koparılmış zeytin dalıyla Nuh’un gemisine geri dönen güvercini hatırlarsanız; Nuh Peygambere, tufanın bittiğini ve suların çekildiğini anlatır. İnsanlık, ağzında zeytin dalı tutan beyaz güvercini , yeniden doğuşun ve barış içinde yaşamanın sembolü olarak kabul etmiştir.
Bu doğrultuda Pablo Picasso’nun ‘’Güvercin’’ çalışmasının 1949’da Paris’te gerçekleşen Dünya Barış Konferansı afişinde barışın simgesi olarak yer alması son derece doğru bir seçimdir. Editör Louis Aragon Picasso’nun atölyesinde ( baskı 41.5-52.5 cm) olarak oluşturulan güvercin resmini konferansın simgesi olarak seçer. Figür o kadar ilgi çeker ve beğenilir ki 1950 ve 1961 yıllarında iki kere Lenin Barış ödülünü alır.
Bizler genellikle Picasso’nun içinde renkler bulunan Güvercin çizimini biliriz ama bahsettiğim güvercin resmi siyah zemin üzerine beyaz olarak işlenmiş bir litografidir. (Kağıt üzeri baskı)
Tarih boyunca barışın sembolü olarak siyasi bir figüre dönüşerek varlığını sürdüren figür Pablo Picasso tarafından defalarca çizilir, boyanır, seramik obje olarak çalışılır. Barış Yandaşları Dünya Kongresi’nin posterinde resminin ‘’Barış Güvercini’’ olarak yer alması Picasso’yu o kadar mutlu eder ki; baba yadigarı güvercin besleme merakını kendi evlerinde de sürdüren sanatçı, Paris Barış Kongresi arifesinde doğan minik kızına, İspanyolca güvercin anlamına gelen Paloma adını verir.
Sanatçının eserleri arasında 1901 yılında yaptığı çocukluğuna öykünme olması mümkün elinde güvercin tutan yağlıboya bir çocuk portresini de görmek mümkün. Picasso’nun yaşamı boyunca sergilediği hümanist tutuma bakıldığında, sanat ve özel hayatını tekdüzelikle sürdüremeyip, çeşitliliklere doğru özgürce uçtuğunu; kendisinin ‘’yeniden doğma’’ ritüeline sahip olduğunu fark etmemek imkansız gibi…
“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin ışığında barış içinde yaşadığımız bir dünya, bir Türkiye dileğimle, sanatla nefes almaya devam, diyorum.







