Ana SayfaEtkinliklerKöşe Yazısı"İz Bırakan Anılar / 64"

“İz Bırakan Anılar / 64”

Em. Öğ. Meral Nugay Serez Yazdı

Çocuklarımızı Zararlı Yayınlardan Koruyalım

Değerli Okurlar, ne zaman 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı yaklaşsa, ömrümün yarısını birlikte geçirdiğim yüzlerce öğrencimi, hayat boyu çevremdeki konu komşu, akraba çocuklarını ve kendi çocuklarımı düşünürüm. Bizim yaşadığımız çağ ile şimdiki yaşam ortamı arasında o kadar çok fark var ki; bunu ölçmek çok zor.

Bundan 50-60-70 yıl önce hayat mücadelemiz daha çok emeğe, daha çok beklentiye dayansa da halkımız gerçekten mutluydu. Biz çocukken ve bizim yetiştirdiğimiz çocuklar aza kanaat etmeyi bilir, bir bayramlık elbiseden, bir küçük kurşun kalemin hediye edilmesinden ziyadesiyle mutlu olunurdu.

Teknolojinin gelişmesiyle hayatımız daha kolaylaşsa da, manevi değerlerimiz unutulmaya, özellikle medyanın ve elektronik aletlerin etkisiyle toplum hayatımız değişmeye başladı. Bunun bizlere çok faydası oldu. Ancak her konuda dozun kaçırılması toplum hayatını olumsuz yönde etkiledi demek yanlış olmasa gerek. 

Bu olumsuzlukların birçoğundan biri olan TV yayınlarını ele almak isterim. Maalesef TV yayınlarımız öyle bir hal aldı ki; (her kanalı kasdetmeden yazmak isterim) bütün kanallar reyting peşinde olabilir, ancak halkımızı bilinçlendiren, eğitici, öğretici, tarihimizi, coğrafyamızı, sosyal yaşantımızı, Cumhuriyetin değerlerini, Atatürk ve Türk Büyüklerini tanıtan ve etkileyen programlar için yarış yaparlarsa bu mümkün olur.

Bizim TV kanallarının yüzde doksanına bakacak olursak kimileri haberleri doğru yansıtır, kimileri eğri yansıtır. Dolayısıyla halk hangisine inanacağını şaşırır. Diğer yandan gündüz kuşağında ev hanımlarını etkileyen abuk subuk yarışmalar, gelinler, kaynanalar, yeme içme vs. yarışmaları. Bu programlar bize ne kazandırır? Kısaca, sadece ekran başında vakti bol olanları boş yere oyalar.

Bu zaman diliminde de çocuklar ihmal edilir, çünkü programlardaki mühim şahsiyetler çocuklardan daha önemlidir bu boş insanlar için. Anlamadığım bir konu; yetkili kişiler bu duruma bir el atsa da bunların yerine eğitim, görgü kuralları, sağlık, üretim, ev idaresi, el sanatları, ülkemizin değerlerini tanıtan, çocuk eğitimini içeren ve çocuklara hitabeden programlar yapılsa olmaz mı? Olur elbet. Bunun için tüm kanalların bir araya gelerek ortak karar alması gerekir.

Diğer yandan TV dizileri birbirinden berbat ve kopya konular içeriyor. (içlerinde değerli konular işleyenler çok az) En çok da şiddet içerikli senaryolar çok fazla. Biri eline silahı alıp, anında 5-10 kişiyi öldürebiliyor ve bu olayları gören, tedbir alan yok. Uydurma bir dernek adı altında çetelerin reisleri kendini yasa yapıcı yerine koyuyor ve gençlerimize kötü örnek oluyor.

Bazı kanallar da aşiret yaşantıları ön plana çıkaran konular seçmişler. Ağalar, hanımağalar, tepeden tırnağa altınla donatılan gelinler, ağa uğruna can veren marabalar, köle hayatı yaşayan kadınlar, kanun dışı evlilikler, anlaşılmayan bir Türkçeyle konuşmalar vs. bütün bunlar toplum hayatımızı olumsuz yönde etkilemektedir.

Ayrıca sanki Dünyada hiç konu yokmuş gibi Türk Aile yapısını olumsuz yönde etkileyen çarpık evlilikler, aldatmalar, kardeş eşleriyle ilişkiler, geleneklerimizi altüst eden birçok abuk subuk konular ele alınarak toplumumuz zehirleniyor. Dikkatimi çeken bir konu da güzel Türkçemiz katlediliyor. Ülkemiz geniş bir coğrafyadır. Bu topraklarda elbette şive, ağız farklılıkları vardır. Ancak senaristlerin çoğu bu yerel şiveleri olduğu gibi aktarmak yerine özellikle Türkçenin konuşma tarzını değiştirme cüretini göstererek, insanların bu tarz konuşmaları örnek almalarına sebep oluyorlar.

Çok örnek var da; bir tanesini ele alalım. 20-30 yıl önce büyükler çocuklara, kızım, oğlum, evladım, yavrum, kardeşim, canım, yeğenim, birtanem gibi sıfatlarla hitabederdi. Maalesef bu güzel hitaplar diziler vasıtasıyla bozuldu ve çok yanlış olan, Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir hitap şekli çıktı ortaya. Büyükler, çocuklara kendi ünvanlarıyla, anneciğim, babacığım, ablacığım, abiciğim, teyzeciğim, amcacığım, dayıcığım, halacığım diye hitabediyor.

Aslında nekadar hatalı olduğunu bilmiyorlar ve uyardığımızda da ne varmış bunda deyip geçiştiriveriyorlar. Çünkü duya duya alıştılar. Çocuğuna anneciğim diyen bir anneye çocuk da anneciğim dediğinde, kimin anne, kimin çocuk olduğunu anlamayıp psikolojik olarak etkilenmekte ve kendisini nereye koyacağını bilememektedir.

Bizler toplum olarak bu senaristlere, editörlere ve rol alan sanatçılara sesimizi duyuralım ki; çocuklarımız, gençlerimiz, kadınlarımız, erkeklerimiz bu senaryoları rahatsız edici programları izleyip etki altında kalmasınlar. Bunlar yerine, gelenek göreneklerimizi konu alan, tarihimizi doğru şekilde anlatan, farklı kültürleri kaynaştıran senaryolar yazıp dizi film haline getirseler ne güzel olur.

İnanın ki bizim yıllar önce izlediğimiz diziler çok güzel senaryoları içeren, nitelikli programlardı. Görünüşe bakılırsa bu tehlikeli durum devam edecek gibi görünüyor. Bu nedenle ailelere ve öğretmenlere çok büyük görev düşüyor. Çocuklarımızı ve gençlerimizi evimizde bu programları açmayarak, okulda anlatarak, onları olumsuz yönde etkileyen konulardan uzak tutmamız gerekiyor. Bu hem milli hem de vicdani bir görevdir.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -
Google search engine

Popüler Yazılar

Recent Comments